Ezelden beri insanoğlunun aklını kurcalayan iki soru vardır. “Daha uzun yaşamak mı daha önemli yoksa daha iyi yaşamak mı?”
İnsan ömrünü uzatmaya çalışırken aslında hayatını, gençliğini, sağlığını, üretkenliğini, hatta hayatın anlamı gibi kavramlar mercek altına gelebilir.
Tıp araştırmaları, fitness ve beslenmeye kadar her sektörde bu kavramların bir sinerjisi bulunması gerektiğinin altı çiziliyor. Son yıllarda ise bu sinerjiyi sağlamanın en iyi yolu ise “Longevity”den geçiyor.
Türkçeye “uzun yaşam” olarak çevirebileceğimiz bu kavram sadece daha fazla yıl yaşamaya odaklanmıyor. Aynı zamanda o yılları sağlıklı ve mutlu yaşamak için çalışıyor. Bir yandan “O yılları nasıl yaşayacağız?” sorusunun “Ne kadar yıl yaşacağız?” sorusu kadar önemli olduğunu da göz önüne koyuyor.
Longevity araştırmaları bu uzayan insan ömrünü “Yaşlanmanın kendisini yavaşlatabilir miyiz?” sorusunu cevaplayarak bir adım daha ileri götürmek istiyor.
Longevity bunun için 2 kavramı göze alıyor:
Lifespan: Kaç yıl yaşadığımız.
Healthspan: Bu yılların ne kadarını sağlıklı, bağımsız ve işlevsel geçirdiğimiz.
90 yaşına kadar yaşamak etkileyici olsa da, hareket edemeyen, sürekli bakıma ihtiyaç duyan biri olmakla; yürüyebilen, düşünebilen, üretebilen ve hayatın içinde kalabilen biri olmak aynı şey değil.
Bu yüzden Longevity’nin asıl hedefi, mümkün olduğunca ömrümüzü sağlıklı, mutlu ve işlevli bir şekilde uzatmaktan geçiyor. Longevity konsepti yalnızca “hangi takviyeyi almalıyım?” veya “hangi beslenme modeli beni 100 yaşına götürür?” sorularından ibaret değildir.
Longevity ömrümüzü sağlıklı bir şekilde uzatmak için genetik, hücre biyolojisi, uyku, egzersiz, beslenme, stres, beyin sağlığı, yapay zekâ ve biyoteknoloji gibi birçok etkene değiniyor. Hem insan ömrünü uzatmak hem de toplumun bilincini ve sağlığını pozitif bir şekilde etkilemek istiyor. Longevity, çalışma hayatı, emeklilik, eğitim, aile yapısı ve kariyer anlayışımızı da genişletmeye çabalıyor.
Longevity ile gelen diğer soru ise “Bilim ile pazarlama arasındaki çizgi nerede?”
Bir tarafta yaşlanmanın biyolojisini anlamaya çalışan bilim insanları var. Diğer tarafta gençliğin sırrını bulduğunu iddia eden ürünler, takviyeler ve “mucize” yöntemler. Yaşlanmanın nedenlerini, gerçekten işe yaradığı gösterilen alışkanlıkları, yeni ilaç ve teknolojileri, longevity endüstrisini ve insan ömrünün sınırlarını konuşuyoruz. Ama belki bütün bu tartışmaların sonunda dönüp dolaşıp aynı soruya geliyoruz:
“Daha uzun yaşamak mı, daha iyi yaşamak mı?”
Belki Longevity’nin gerçek hedefi 120 yaşına ulaşmak değildir.
Belki de asıl hedef, hayatımızın son yıllarını da hayatımızın en iyi yılları arasında tutabilmektir.

